
How to Win the Lottery, şansın matematiğine inanan ama hayatı boyunca zar atınca hep en düşük sayı gelen sıradan bir adamın, sistemin çarklarında ezildikçe “şansı tasarlamaya” karar verişini anlatan bir kara komedi–gerilim. Başkahramanımız Okan (34), gece vardiyasında depo görevlisi, gündüzleri ise defterler dolusu istatistik, olasılık ve numeroloji notlarıyla yaşayan bir piyango takıntılısı. Annesinin ameliyat masrafları, kredi kartı borçları ve üstüne bir de kapanan iş yeri derken finansal dipsiz kuyu onu hızla içine çekiyor. Umut ettiği büyük ikramiye ise her hafta ekranlardan göz kırpıyor; ta ki Okan, şansı beklemek yerine onu canlı yayında “yakalamaya” karar verene kadar.
Bunu bir içerik üreticisi olarak değil, “şansını bir kez olsun yakalamak isteyen herkes” adına söylüyorum: How to Win the Lottery, heist janrının sinir uçlarına dokunurken şansa dair romantik yalanlarımızı usulca ortaya seriyor. Dizi, “Büyük ikramiye çıktığında kim oluruz?” sorusunu öyle kurnazca soruyor ki, cevabı almak için bir sonraki bölümü otomatik oynatmaya bırakıyorsunuz. Mizah dozunda, gerilim yerinde, karakterler ise rahatsız edici ölçüde tanıdık. Efe’nin “Reklamdan sonra bir hayat değişecek” cümlesi kulağımda çınlarken şunu not ettim: Bazı planlar kusursuz değildir, ama anlatıldığında kusursuz görünür. Bu dizi o anlatının ta kendisi. Spoiler yok; sadece uyarı: Şans oyunu oynamak isteyebilirsiniz—ama önce kendi vicdanınızla kazanan numaraları çekin.
0 Yorum (Tarihe Göre)
Lütfen yorumlarınızı saygı kuralları çerçevesinde yapınız.Yorum yapabilmek için üye olmalısın.
Giriş Yap